Geleneksel pazarlama anlayışına sıkı sıkıya bağlı olanlar, televizyon reklamlarının gücünü her fırsatta savunurlar. Büyük markaların eski başarı hikâyelerini anlatırken heyecanlanır, yeni bir ürünü piyasada görünür hale getirmenin ya da mevcut bir markayı canlı tutmanın en iyi yolunun televizyon olduğunu iddia ederler.
Ancak, dev markaların bile yalnızca ilgi çekici reklamlarla başarıya ulaşmadığını biliyoruz. Örneğin, Coca-Cola’nın pazarlama dehası Sergio Zyman, tarihin en unutulmaz reklamlarından ikisini—“Dünyaya şarkı söylemesini öğretmek istiyorum” ve “Mean Joe Greene”—değerlendirirken şunu söylüyor: “Bu reklamlar herkesin aklında kaldı, eğlendirdi, konuşturdu… Ama satışları artırdı mı? Hayır.”
Dünyaya şarkı söylemesini öğretmek istiyorum.
Sergio Zyman
Asıl mesele, sadece dikkat çekmek değil, insanların hayatına dokunan, onları harekete geçiren ve satın alma kararlarını etkileyen stratejiler geliştirmektir. Eğlendiren ama satış getirmeyen kampanyalar yerine, insanlara gerçekten ne sunduğunuzu anlatan, onları bir adım atmaya teşvik eden içerikler üretmelisiniz.
Özetle ; Reklamın konuşulması güzeldir ama kazandırması şarttır! 🚀